Serdar ARSEVEN

Serdar ARSEVEN

Mail: [email protected]

CHP’lilerde “derin” ümitsizlik hâli!

CHP’lilerde “derin” ümitsizlik hâli!

Gazetecilik hayatım boyunca, iletişim hatlarımı sonuna kadar açık tuttum.

Benim gibi düşünmeyenlerle, hatta bana neredeyse “düşman” olanlarla bile, görüşmeye, konuşmaya, hepsini dinlemeye, anlamaya çalıştım.

Bu da çok işime yaradı doğrusu…

Her kesimin duygu ve düşüncelerini, tepkilerini almamdan, çarşı-pazar işleriyle bizzat ilgilenmemden dolayı, sokağın nabzını çok sağlıklı bir şekilde tutabiliyorum.

Bu sayede, seçim sonuçlarını koca anket şirketlerinden çok daha az “hata” payı ile tahmin edebiliyorum.

Bugüne kadar her seçim öncesinde iddialı tahminlerde bulundum.

Tahminlerimi dile getirdiğim, yazıya döktüğüm için kızanlar oldu.

Mesela…

Cumhurbaşkanlığı seçimini, -birçok anket şirketi tam tersini söylediği halde- Sayın Erdoğan’ın, “ikinci turda da olsa, kazanacağını” söylediğim için, sadece CHP’liler değil, Ak Partililer de köpürdü.

CHP’liler köpürdü çünkü,  Kemal Kılıçdaroğlu’nun işi ilk turda bitireceğine inanıyorlardı.

Ak Partililer köpürdü, çünkü, Genel Merkez’in en şöhretli isimleri, Erdoğan’ın ilk turda birkaç puan farkla kazanacağını, işin ikinci tura kalmayacağını söylemişlerdi.

Ben, her iki tarafın tahminlerine de karşı çıkmış oldum yani.

Sonunda haklı çıktım ama, geriye kim bakacak?!

Yerel seçim öncesinde de “sıkıntılı” bir durum oluştu benim için.

“ Ak Parti’nin hem İstanbul’u hem de Ankara’yı farklı kaybedeceği, aralarında büyükşehirlerin de bulunduğu bazı yerlerde ise, belediye yönetimlerinin elinden çıkacağı” yönündeki tahminimi ifade ettiğim için çok tepki aldım.

Hatta, Ak Parti’ye çok yakın olma iddiasındaki bazı arkadaşlarım, “Kafa kafaya giden bir süreçte böyle yapmakla neyi hedeflediğimi” soracak kadar gittiler, alayına ağızlarının payını verdim!.

Seçimden sonra yakaladığım bu arkadaşlarım, bana, “Genel merkezden gelen bilgiler öyleydi, nereden bilecektim böyle çıkacağını” muhtevalı cevaplar verdiler.

Özür dilemediler!

Bunu beklemedim de zaten.

Bugünlerde malûm, gündem çok yoğun.

Her gündem maddesinin yarım günlük ömrü var neredeyse, oradan oraya koşturuyor, birbirini bastıran olaylar, gelişmeler karşısında şaşkına dönmüş bulunuyoruz.

Bu karmaşanın içinde sokaktaki vatandaşın talepleri, tepkileri duyulmaz oluyor.

Neyse ki, iletişim hatlarımız sonuna kadar açık.

Ben, bugün, sokaklardaki vatandaşlarla sohbetlerimden, telefon görüşmelerimden, sosyal medya takiplerimden istifadeyle çıkarttığım bir sonuca, daha doğrusu bir “tehlikeye” işaret edeyim:

Vatandaş siyasetten büyük ölçüde kopmuş durumda.

Partilere teker teker geliriz kısmetse…

“Kurultay tartışmalarından” ve işleri bambaşka boyutlara vardırabilecek olan “yargıya intikal etmiş olan çarpıcı iddialardan” dolayı gündemde bulunan partiden, CHP’den başlayalım…

CHP’lilerle konuştuğumda,  “derin bir ümitsizlik” halini görüyorum.

İşi, öylesine saçma komplo teorilerine vardırıyorlar ki…

İnanamazsınız!

Kemal Kılıçdaroğlu da, Ekrem İmamoğlu da, Özgür Özel de, Mansur Yavaş da, aslında Erdoğan’a çalışıyorlarmış!

Bunu desteklemek için öne sürdükleri dayanaklar da ilginç:

Kemal Kılıçdaroğlu, kaybedeceğini bildiği halde adaylıkta ısrar ederek Erdoğan’ın yolunu açmış!

Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın kendisinden çok daha fazla oy desteğine sahip olduğunu bildiği halde, “adaylık arzusunu” bu kadar ısrarlı bir şekilde vurgulayarak ve partiyi “Cumhurbaşkanı adayını erkenden açıklamaya, erken doğuma” zorlayarak, Erdoğan’a çalışıyormuş!

Özgür Özel, yerel seçimde ağır bir yenilgi alan iktidarın başındaki Erdoğan’la “yumuşama-normalleşme” görüşmelerine girişerek, rakibine zaman kazandırmış.

O moral bozukluğunu atlatmasını sağlamış.

Sessizliğiyle bilinen Mansur Yavaş da,  böylesine kritik bir zamanda, sadece kapalı kapılar ardında konuşulması gereken şeyleri kameralar karşısında dile getirerek içeriyi zayıflatıyormuş!

Hani, benim konuştuğum CHP’liler, bütün bunların “sıralanan politikacıların” iş bilmezliklerinden, yetersizliklerinden kaynaklandığını söyleseler olacak da…

Çok başka şeyler söylüyorlar!..

Yani, bu işlerin “ayarlanmış işler” olabileceğine kadar vardırabiliyorlar meseleyi…

İşin içine Meral Akşener’i de katarak, “büyük plân”dan bahsediyorlar.

Akşener masayı bilerek devirmiş onlara göre, “Erdoğan’a yarasın!” diye devirmiş!

Söylenenleri alt alta, üst üste, yan yana koyuyorsunuz, olmuyor.

Saçma!

Saçma sapan şeyler!

Böyle bir kurgu olabilir mi?

Olamaz!

Her politikacı kendisinin yükselmesini ister.

Partilerde rekabet tabii bir durumdur.

Ortadaki tablonun “komplo teorileriyle” açıklanmaya çalışılması saçmalığın dik alâsıdır!

Birçok CHP’li böyle yollara yöneliyorsa…

Ortada, içeriye dönük büyük bir hayal kırıklığı, hatta büyük bir öfke var demektir.

“İçeriye öfkelendikleri ve bazı gerçeklerle yüzleşmekten kaçındıkları için, işi komplo teorilerine vuruyorlar” demektir.

“Aslında, bizim kurgumuzda hata var. Bizim CHP, kendisinin nasıl bir parti olduğunu, neye hizmet ettiğini, etmediğini, nereye varmak istediğini istemediğini bilmediği için, oraya buraya savruluyor.

Halkın değerleriyle problemli görüntüsünden dolayı, farklı yollara savruluyor, farklı işbirliklerine girerek açığı kapatmaya çalışıyor, bunu yaptığı için de her seferinde paramparça oluyor!” diyemiyorlar.

“Bizim partinin ontolojik sorunları var!” diyemiyorlar!

İşte, olan bu…

CHP, yüzde 25’lik oy çıpasından kurtulabilmek için hafiften sağa ve epeyce de HDP zihniyetinin temsil ettiği aşırı sola meyledince, bütün dengeleri bozuldu.

Yerel seçimleri kazanabilmek için girdiği iş birlikleri ayağına dolandı.

Bu durumdan, bünyedeki ulusalcılar rahatsız oldu.

Öte yandan,  Ekrem İmamoğlu’ndan, Mansur Yavaş’tan da duyulan rahatsızlıklar var.

Birisi, daha çok Mesut Yılmaz’ın başında bulunduğu “ANAP” kıvamında, diğeri ise “MHP’ye yakınlık” dozu fazla bulunan bir isim.

Bunların, CHP’nin sorunlu ontolojisiyle uyum sağlaması nereye kadar mümkün olabilir?

Öte yandan, HDP zihniyetiyle işbirliklerinin yol açtığı komplikasyonlar da var.

Böyle bir parti nasıl yönetilir?

Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, bir vakitler,  “Devleti (Türkiye’yi) yönetmek, CHP’yi yönetmekten çok daha kolay” demişti malûm.

Tersinden okuyacak olursak; “CHP’yi yönetmek, Türkiye’yi yönetmekten çok daha zor!”

Eğer öyleyse, CHP’liler içinde bulundukları krizi aşamayacaklar demektir!

Yani, topu dışarıya atmaya, “komplo teorilerine” girişmeye gerek yok, demektir!

Bu çağda, böyle bir dünyada, 1930’ların, 1940’ların CHP’siyle bir yere varamazsınız!

Partide “yenilikçi hareket” başlattığınızda da, “Lider” çıkartamadığınız için, kitleyi ikna edemezsiniz!

Sıkıntı büyük sıkıntı.

Geçelim orayı.

Gelelim Ak Parti’ye…

Diyelim ve bugünkü yazıyı burada keselim, AK Parti’nin durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerimizi –araya mâni girmezse- bir sonraki yazımızda ifade edeceğimizi belirtelim.

Bizi takip etmenizde fayda var, ona göre!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar