Serdar ARSEVEN

Serdar ARSEVEN

Mail: [email protected]

TÜSİAD ve diğerleri!

TÜSİAD ve diğerleri!

Saniye saniye takip ettiğimiz 28 Şubat sürecinde“beşli filanca” gündemi vardı, hatırlayan hatırlar.

Değiştirilmeye çalışılan eğitim sisteminde yetişmiş daha doğrusu yetişmemiş olan gençlerin çoğu bilmez!

Rahmetli Erbakan Hoca’nın başında bulunduğu 54. Hükümet’in yıkılmasında ve yerine “ara dönem koalisyonları”nın kurulmasında büyük payı olduğu söylenen yapıların oluşturduğu ittifaka“beşli filanca” diyordu,  o günlerin “sivil kanat harekâtı”nı yürütenlerden bazıları.

TOBB, TÜSİAD, Türk-iş Disk ve TESK.

Bu ekip ve zamanın “kartel medyası”, siyasal iktidarı alaşağı etmek için birlikte hareket ediyorlardı.

Öne çıkartılan kavram “laiklik”ti o günlerde.

Laiklik tehlikedeydi ve bu gidişâta bir an evvel son verilmeliydi.

Bugün, bu sivil toplum örgütlerine bakıyoruz.

TOBB’un başında, bugünkü Siyasi İktidar ile ilişkileri oldukça iyi olan (ya da iyi görünen) Rifat Hisarcıklıoğlu var.

TÜRK İş ve TESK’in bugünkü başkanlarının, 28 Şubat süreci başkanlarına göre çok daha “ılımlı ve uyumlu” isimler olduğu şüphesiz.

DİSK ise, bugün Başkanı’nın kim olduğu pek bilinmeyen “etkinliği düşük” yapılardan.

Geriye kalıyor, bir TÜSİAD.

O da, ne kadar değişti, ne kadar değişmedi, tartışılıyor işte.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ile Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan tarafından yapılan konuşmalar, bir taraftan yargıyı diğer taraftan da siyasal iktidarı hedef alınca, “acı hatıralar” yeniden gündeme geldi.

Siyasal İktidarın temsilcileri, “vesayet” vurgusuyla TÜSİAD’ın siciline atıfta bulundular.

Ömer Aras hakkında “yargıyı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlarından re’sen soruşturma açıldı.

Hem siyaseti hem de yargıyı ilgilendiren konumdaki Adalet Bakanı  Yılmaz Tunç da, “Sivil toplum kuruluşlarının görüş açıklaması elbette hak olmakla birlikte yargıyı ve siyaseti yönlendirme çabaları, demokrasinin ruhuna ve hukukun üstünlüğüne aykırıdır!” sözleriyle tepkisini ortaya koydu.

TÜSİAD’ın birçok kesimden tepki alan, sokaktaki vatandaşa çok uzak bir yapı olduğu ortada.

Son günlerdeki “TÜSİAD tartışmaları”, bu Dernek’in bazı hallerinden sadece iktidarın, iktidar taraftarlarının değil, muhalif çevrelerden bir kısmının da rahatsız olduğunu iyice ortaya koydu.

Muhalif sol çevrelerden, “TÜSİAD’ın esas derdi ne? İktidardan daha fazlasını mı istiyor?” yollu tepkilerin geldiğini gördük mesela…

Ecevit hükümetinin yıkılmasında da TÜSİAD’ın büyük etkisinin olduğuna işaret edenler, siyaseten işlerine geldiği halde mesafeli duruyorlar Patronlar Kulübü’ne.

Taaaa 1980 öncesinden bugünlere kadar gelerek,  TÜSİAD’ın yapmaması gerekirken yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını “sicilindeki maddeler” olarak ortaya döküp, susmasının konuşmasından çok daha hayırlı olduğunu söyleyen sağcıları, solcuları görüyoruz.

Kimi muhaliflere göre, TÜSİAD,  bu çıkışıyla iktidara destek vermiş oluyor aslında!

TÜSİAD’ın sicilini farklı kesimden yazarlar tartışıyor.

Bir "sosyalist" medya organında sert eleştiriler dikkat çekiyor mesela.

Şu satırlar oradan alıntı:

“TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan TÜSİAD Olağan Gelen Kurulu toplantısında öyle bir konuştular ki gören kendilerini demokrasi, adalet, eşitlik havarisi sanır. Her ikisinin konuşmasındaki esas meram ise birkaç cümlede saklıydı. O birkaç cümledeki sömürü hırsı böyle fiyakalı bir tiradın içinde kayboluverdi.”

Sağ kanat yazarlarından Alper Tan ise, “TÜSİAD’ın Sicilini” ortaya dökerken,  kamuoyunun dikkatine şöyle bir soru yöneltmiş:

 “Ey vatandaş; acaba TÜSİAD, dünyanın her yerinde dışlanmaya başlayan soykırım suçlusu İsrail ve Siyonizm’in ülkemizde de lanetlenip sorgulanması karşısında, zulme en net tavır koyan bu devlete, hükümete bu kadar kızgın ve düşmanca bir tavra girmiş olabilir mi, ne dersiniz?”  (@alpertan66)

*

TÜSİAD, “elitin de eliti” bir grup işadamı haricindeki bütün kesimlerden tepki alan bir yapı.

Bir ara TÜSİAD Başkanlığı yapmış olan Cem Boyner’in kurduğu partiyle girdiği seçimlerde yüzde yarımdan da az oy alabilmesini, “sokaktaki vatandaşın TÜSİAD’a olan soğukluğuna, tepkisine” yoranların sayısı da hayli fazla.

Ne söylerse söylesin, kafadan “kulak tıkanan” bir yapı TÜSİAD.

Bizi takip edenler bilir; “yapıcı, yol gösterici, hayrı teşvik eden, şerden uzaklaştıran ikazların” en başta ikaz edilenler olmak üzere bütün topluma yarar sağlayacağını ısrarla ifade ederiz.

Her karşı çıkışı, “kötülük” olarak gören, “fitneciliğe” yoran anlayışların da, “yapıcı eleştirinin önünü tıkamakla” en başta kendilerine zarar verdiklerini söyler, dururuz.

Gerektiğinde en yakınlarımızı, hatta kendimizi ikaz etmekten geri durmayız.

TÜSİAD’ın derdinin "yapıcı eleştiri" olmadığı, memleket insanlarının inim inim inletildiği dönemlerde ya sessiz kalan ya da yanlış işlere destek veren bu yapının başka başka  “karın ağrılarının”  olduğu yönündeki görüşleri de dikkatle takip ederiz.

Bununla birlikte, bir eksikliğe de işaret ederiz:

“Bugünkü ortamda siyasi iktidara yapıcı eleştiriler yöneltecek, onun doğrularını desteklerken yanlışlarına karşı çıkacak, eksiklerini hatırlatacak” sivil toplum örgütlerine ve medya organlarına her zamankinden fazla ihtiyaç var!”

 Eksiklikler ve yanlışlıklar...

Mesela...

Bugüne kadar uygulanan ve büyük ölçüde “batı zihniyetinin ürünü” olan Aile politikaları, siyasi iktidara en yakın gazetelerden Yeni AKİT’in manşetine “devşirme” nitelendirmesiyle çıkan bazı kanunlar.

"Devşirme kanunlar."

Gelir adaletsizliği, kesimler arasındaki gelir-servet uçurumunun gün geçtikçe büyümesi.

Bazı koltuklara, şöyle sokakları biraz olsun dolaşan herhangi birinin “halk tarafından tasvip edilmediklerini” rahatlıkla göreceği isimlerin oturtulması, yaptıkları büyük hatalara rağmen, ısrarla korunmaları hatta yükseltilmeleri…

Bazı kanalların, milletin değerlerine saldırı niteliğindeki programlara inatla devam etmeleri ve bu duruma, ara sıra yapılan tepki açıklamaları dışında seyirci kalınması, caydırıcı yaptırımların bir türlü gelmemesi…

Yıllardır, “Fırsatçılara göz açtırmadık, açtırmayacağız!”” muhtevalı açıklamaların gelmesi ama, fırsatçı denilenlerin hiçbir şey olmamış gibi, yollarına devam etmesi…

Ara sıra kesilen cezaların da, fazlasıyla etiketlere bindirilmesi…

Piyasada fiyatlarını makul düzeye çekeceği söylenen Tarım Krediler’de bile, etiketlerin diğerlerinden pek de farklı olmaması!

Memleketin doğru dürüst bir “kültür” politikasının olmaması, Turizm gelirlerine katkısından dolayı övülen bakanlığın “Kültür” tarafındaki büyük boşluk.

Bunlara okuyucularımız da ilâvelerde bulunacaklardır mutlaka.

Her yazıdan, her konuşmadan sonra, “Söyledikleriniz tamam da, şunlar şunlar eksik kaldı” deniyor.

Haklılar, sıkıntılar saymakla bitmiyor.

Bizler, bir yandan yapılan doğru işlere destek vermeye çalışırken, diğer yandan da sıkıntılara dikkat çekmenin gayreti içinde oluyoruz.

Bunu yaparken de çok, ama çok zorlanıyoruz.

Zira, ortam iki kampa ayrılmış durumda:

Bir tarafta,siyasal iktidar ne yaparsa yapsın yanlış diyenler ve öbür tarafta da ne yaparsa yapsın doğru diyenler ya da eksikliklere-yanlışlıklara “mazeret” üretmeye çalışanlar…

Ne yazık ki, doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilecek evsafa, cesarete sahip sivil toplum örgütleriyle medya organlarımızın sayısı çok çok az.

Bize, her durumda doğruya doğru yanlışa yanlış diyecek “yapılar” lazım.

O yapılar olmayınca, var olanlar da, “farklı endişelerden dolayı” konuşmayınca…

Farklı “yapı”lar çıkıyor öne…

Hayırlı “yapı”ların ve kişilerin sayısını arttırmamız lâzım!

Yoksa…

Böyle böyle, bir yere kadar!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar