Serdar ARSEVEN

Serdar ARSEVEN

Mail: [email protected]

Yobazlar!

Yobazlar!

“Bizim yurdumuzda iki ayrı yobaz tipi vardır.

Bunlardan birisi, ‘din yobazları’dır.

Bunlar İslam’ı katiyen bilmezler ama söyleyeceğiniz bir cümle için veya içinde bulunduğunuz bir durum münasebetiyle, ‘Neuzübillah, kâfir oldun!’ filan diye ağızlarını açarlar.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki, ‘Zorlaştırmayınız kolaylaştırınız,  nefret ettirmeyiniz sevdiriniz.’  Bu ‘din yobazları’ aksine, sevdirmekten ziyade nefret ettirmeye,  kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırmaya gidiyorlar.

Bu ‘din yobazları’nın yanında bir de ‘Atatürk yobazları’mız var.

Bunlar çok dehşetli adamlardır ve bunlar çok tehlikeli insanlardır. Bunlar Atatürk’ü kat’iyen okumamışlardır, kat’iyen bilmemektedirler. Okumadıkları, bilmedikleri halde, Atatürk’le ilgili yüzde yüz doğru bir fikri ortaya koyduğunuz zaman, derhal sizi ‘Atatürk düşmanı’ diye suçlamaktadırlar. Biliyor musunuz, Türkiye’de bu ‘Atatürk yobazları’, “din yobazları’ndan çok daha fazla tehlikelidir!”

*

Mütefekkirlerimizden Yavuz Bülent Bakiler Beyefendi, ne güzel de anlatmış değil mi, “iki yobaz” tipini.

Dini istismar edenler ve Atatürk’ü istismar edenler!

Türkiye ne yazık  ki, birbirlerine çok benzeyen bu iki “zararlı” akımın etkisinden bir türlü kurtulamıyor.

Gündemimizde, cehaletten, grup taassubundan, değerlerin maddi kazanımlar için istismar edilmesinden kaynaklanan çekişmeler kavgalar oluyor hep.

Düşmanlarımız da, bu çekişmeler ve kavgalar üzerinden memleket insanlarını birbirlerine düşürmek ve böylece vaktimizi, moralimizi, enerjimizi tüketerek bizi kendilerine “köle etmek için” yararlanıyor…

Dahası, bu çekişmeleri “etki ajanları” eliyle büyütüyor, ateşi harlıyor!

 “Liyakatin” değil de, “ilişki ağlarının” belirleyici olduğu yerlerde, “kimlik siyaseti” epeyce işe yarıyor.

“Kimlik siyaseti”nin bir yerinde konumlananlar, oralardan geçinenler, oralardan elde ettikleri “dünyevî kazanımlarla” semirdikçe semirenler, çekişmelerin, çatışmaların hiç kesilmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar.

Kendilerinden başka herkesi cehenneme göndermek için çaba sarf eder hallere bürünenler ile her sorgulayanı“Atatürk düşmanı” ilân edenler aynı yolun yolcuları!

Bu yolculukla alâkalı olmayan birçok “saf ve temiz” vatandaşımız da, oynanan oyunların farkında olmadıkları için bunların değirmenlerine su taşıyor!

 “Sosyal medya çağı”nda çok daha tehlikeli hale gelen bir durum bu!

İnsanlarımız vakitlerinin büyük bölümünü sosyal medyada geçiriyor.

Oralardaki atışmalar, kavgalar,  damgalamalar, saldırılar, küfürleşmeler, hakaretleşmeler, iftiralaşmalar genellikle “bir değeri koruyup kollamak adına” icra ediliyor.

Bu kavgaların içine girenler için, Hakk’ın, hukukun, adaletin, izanın, insafın pek de önemi olmuyor.

“Bendense her şeyi yapmaya hakkı vardır, benden değilse, her şeyi hak etmiştir!” anlayışı gözleri karartıyor.

Merhum Necip Fazıl Kısakürek gibi, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye seslenseniz de…

Feryâdınız, o “gürültü kirliliği”, o “kaka-foni” arasında duyulmaz oluyor ve ne yazık ki, geçmişte yaşadıklarımız, bizlere hiç mi hiç ders olmuyor!

Bu ülke insanlarını kaç kez birbirlerine düşürdüler…

Kaç kez ortalığı karıştırdılar…

Kaç kez "şartların olgunlaşmasını" beklediler.

 Kaç gencimizin hayatlarını kararttılar…

Kaç “servet imparatorluğu” kuruldu,  annelerin babaların gözyaşları üzerine!

Boğaza karşı viskisini yudumlayan “Atatürksüz Atatürkçü” için, Atatürkçülük bir maskedir.

Cümle âleme “Hakk’ı tavsiye edip, “Din”e bile haksızlık yapanlar için “Din” bir maskedir!

İnsanları etnik kökenlerinden dolayı dışlayan, hedef gösteren,  siyasetini “kışkırtmalara” yaslandıran kişi için, “Milliyetçilik/Ulusalcılık” bir maskedir.

İnsanın olduğu her yerde, maskeler de olacaktır.

Samimi insanlar da olacaktır, değerleri istismar edenler de…

Bu engellemez ama bir şey engellenebilir:

Bizler, aklımızı kullanmaktan vazgeçmezsek…

İmanımızı, tahkiki iman haline getirme çabasından geri durmazsak…

Önümüze konulanların “içeriklerine” bakmaktan, aklımızı kullanarak iyice araştırmaktan, Rabbimiz’in “Hiç aklınızı çalıştırmıyor musunuz?” emrine uymaktan geri durmazsak…

“Gerilimden beslenenlerin” oyunlarına gelmeyiz Allah’ın izniyle.

Bu hitabım, bu çağrım elbette, “Kur’an ve Sünnet” yolunda olma iddiasındakilere…

Devletimizin ilk Cumhurbaşkanı Atatürk’e de haksızlık eden  “Atatürk yobazları” için diyebileceğim pek bir şey yok.

Anıtkabir’e gidip, “Sizin hatıranızı istismar ediyorlar?” desem,  şikâyet etsem onları, biliyorum ki hiçbir faydası yok!

Ben yine “bizim dünyamıza” hitap ederek bitireyim:

Biz, “Kur’andaki Müslümanlar” olmaya gayret edersek…

Zorlaştırmaz, kolaylaştırırsak…

Nefret ettirmez sevdirirsek…

Namazlarımızı şeklin ötesine taşıyabilirsek…

Kalplerimize indirebilirsek…

Aklımızı ve kalbimizi birlikte çalıştırabilirsek…

Karşıtlarının bile “adaletinden EMİN olduğu” Müslümanlar olabilirsek…

“Dini duygular”ı istismar edenlerin, “Atatürk”ü istismar edenlerin ve diğer istismarcıların oyunlarını bozabiliriz.

Aksi takdirde…

İçinde bulunduğumuz geminin altını “hep birlikte” oymaya devam edip dururuz!

Sonra da…

Allah muhafaza!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar